19 Temmuz 2009 Pazar

Ruh Kopyalayan 1 - 1

İrkildi, hafifçe sıçradı yattığı yerde. Henüz gözleri kapalıydı. Garip bir duygu hissetti. Duygu kendine ait değildi ama yabancıydı. Ama bir taraftan da duyguyu tüm ruhuyla hissediyordu.

Sıkıntı hissediyordu. Bıkmışlığın verdiği, hep yorgunluğun verdiği bir histi bu. Umutsuzluk vardı bir tarafında da… Bir süre peşinden koşulmuş, gerçekleşir diye beklenmiş ama sonradan unutulmuş, mecburen terk edilmiş bir umut, yani umutsuzluk…

Sadece gözlerini açamadığı için değil, hissettikleri için de kendini karanlıkta hissediyordu. Sonra hafiften ürperdi. Umutsuzluk ve bıkkınlık gittikçe güçlenmiş, kendisini daha da bir sarmıştı. Hala açamamıştı gözlerini. İçi karardıkça gözlerini daha fazla açmak istiyordu. Biraz olsun ışık görürse belki içi bir nebze rahatlar, bu umutsuzluktan ve karabasan misali sıkıntıdan kurtulabilirdi.

Neredeyse nefes alamıyor gibiydi. Bu kez tüm gücüyle çabaladı ve gözlerini çok az aralar gibi oldu. Hafif bir ışık girdi göz kapaklarının arasından, o ışıkla birlikte yaşama dair tutunacak bir şeyler hissetmeye başladı. Bu arada umutsuzluk ve bıkkınlık da uzaklaşmış gibiydi.

Ellerini, kollarını, hiçbir yerini oynatamadığını fark etti. Sadece göz kapaklarını biraz aralayabilmişti. Biraz daha çaba gösterdi. Biraz daha aralandı göz kapakları. Ama görebildiği sadece beyaz ışıktan ibarettir. Kendini çok yorgun hissetti birden. Sonra her taraf karardı.

***

Yeniden irkildi. Bu sefer çok farklı ve yoğun duygular hissediyordu. Kızgınlık, mutluluk, sevinç, bıkkınlık, umutsuzluk, açlık… Tarif edemediği başka şeyler de hissediyordu. Bu duygular etrafında dönüp duruyor, azalıp çoğalıyordu. Sonra birden gözlerini açtı, açabildi. Bir sürü bulanık şekil etrafında bir o yana bir bu yana hareket ediyordu. Bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra konuşmaları duymaya başladı. Bir yandan seslerin şiddetleri artıp azalıyordu, bir yandan da duyguların.

Bir ses kendisine bunun bir mucize olduğunu söylüyordu. İyi oldun, iyileştin. Bu bir mucize diyordu. Birileri ellerini tutuyor, ayaklarına bacaklarına bir şeyler değiyordu. Gittikçe sesler azaldı, duygu ve hisler arttıkça arttı. İnanılmaz bir ağırlık ve yorgunluk hissetti. Sonra göz kapakları kapandı ve yeniden her şey karardı.

***

Bir yıldır komadaydı. Bir sabah evinden çıkıp işine giderken, apartman kapısının otomatiği, elektrik kaçağı nedeniyle çarpmıştı. Elektrik şokunun etkisiyle geriye doğru fırlayarak duvara kafasını çarpmış ve bayılıp yere düşmüştü. Gürültüye koşan giriş kattaki komşular hemen karısına haber verip birlikte hastaneye kaldırmışlardı. Doktorların tüm müdahalelerine rağmen komadan bir türlü çıkamamış, son altı ayını bu odada, komada geçirmişti. İlk günlerde tüm ailesi ve dostları başında beklemişler, ama zamanla bu bekleyişlerden kopmalar olmuş ve en sonunda sadece annesiyle karısı nöbetleşe bekler olmuşlardı. Onlar da artık umutlarını yitirmişler, ölümünü bekler olmuşlardı.

***

O gece yanında karısı vardı. Büyük mucizeyi hemen annesine haber verdi. Sonra doktorun odasında buluştular. Doktor bunun görülmedik bir mucize olduğunu söyledi. Kalabalık bir asistan ve hemşire ekibiyle gerekli tahlilleri yapmıştı. Tüm değerler aynıydı. Komada olması da imkânsız bir olaydı, garip bir durumdu. Tüm tahlil ve muayene sonuçları normal bir insanla aynıyken, bir yıl boyunca komada kalmıştı. Şimdi de biyolojik göstergelerinde hiçbir değişiklik yokken kendine gelmeye başlamıştı.

Şimdi tam olarak ne olacağını kimse bilmiyordu. Bir yıldır yattığı ve sadece serumla beslendiği için kasları iyice erimiş, zayıflamıştı. Görme, duyma, hissetme, koku ve tat alma duyularının ne kadar çalışacağından emin değildiler. Bunu zaman gösterecekti. Gerekli tedavi ve terapilerle birkaç ay içinde kendisine gelmesi mümkündü. Ama yine komaya da girebilirdi. Çünkü doktorlar ne komada oluşuna, ne de komadan çıkışına bir anlam verememişlerdi ve hastanın durumu tamamen kontrollerinin dışındaydı.

***

Bu sefer direkt ışıkla uyandı. Gözlerini açarak uyanmıştı. O anlam veremediği, onu ezen duygu ve his seli yoktu bu kez. Bu sefer duyguları hissetmenin ötesinde düşünebiliyordu. Sonra odanın kapısı açıldı. İçeriye biri genç biri yaşlı iki kadın girdi. Kadınların girişiyle birlikte inanılmaz bir heyecan, mutluluk, özlem, kavuşma, umut, sevgi hissi dalga dalga sardı ruhunu. Oğlum diye atıldı yaşlı kadın. Elini tuttu, yüzünü, anlını, gözlerini öptü. Diğer tarafına da genç kadın geçmişti. O da diğer elini tuttu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Ama bu yaşlar mutluluktan, sevinçten akan gözyaşlarıydı. Bunu çok net hissedebiliyordu. Her iki kadını da hatırlamıyordu. Bir an durdu. Aslında hiçbir şey hatırlamıyordu. Birazdan içeriye bir adam girdi. Elini, bileğini tuttu. Işıkla gözlerine baktı. Ona bir sürü şey sordu. Adam bir sorunun ardından cevabını beklemeden diğerini soruyordu. Cevap vermek istedi ama veremedi. Hem soruları duyuyor ama hatırlayamıyordu hem de sesi çıkmıyor, konuşamıyordu. İnanılmaz yorulmuştu. Gözleri kapandı ve yeniden karanlığa daldı.

***

Doktor, uzun süredir komada yattığı için konuşamamasının ve hareket edememesinin normal olduğunu söyledi. Ancak gözlemlerine dayanarak hastanın hafıza kaybına uğramış olma ihtimaline karşın hasta yakınlarının hazırlıklı olmaları gerektiğini söyledi. Karısı ve annesi bu mucizenin üzerine böyle bir haberle birden sarsıldılar. Ama yine de onun hayata geri dönmesi her şeyden önemliydi. Doktor hemen özel bir tedavi programına başlayacaklarını; fizik tedavi, özel bazı ilaçlar ve özel bir diyetle birkaç aya kalmaz normal yaşamına geri dönebileceğini söyledi.

***

Kendine geldiğinin yedinci günüydü. Yanında karısı olduğu söylenen o genç kadın vardı. Yatağının yanındaki sandalyede oturan kadın, başı ve göğsüyle yatağa yaslanmış uyuyordu.

Söylenenleri, anlatılanları pek hatırlayamıyordu. Ama hisleri, duyguları iliklerine kadar işlemişçesine hatırlıyor, unutmuyordu. Bu kadın onun için çok güçlü bir sevgi ve merhamet duyuyordu. Bu duygu ona güç veriyordu ve kadına karşı olumlu duygular besliyordu.

Tedaviyle birlikte yavaş yavaş kendini daha enerjik hissetmeye başlamış. Ayık kaldığı süreler uzamaya başlamıştı. Başını ve göz kapaklarını kullanmaya başlamıştı. Ancak hala ellerini ve diğer organlarını hareket ettiremiyordu.

Kafasını genç kadına doğru çevirdi. Kadının eli, elinin hemen birkaç santim ilerisindeydi. Yumuk olan avucunu açsa, parmakları kadının parmaklarına dokunuverecekti. Elini kaldırmaya çalıştı. Yapamadı. Sonra parmaklarını açmaya çalıştı olmadı. Sonra sadece işaret parmağına odaklandı. Dikkatlice baktı işaret parmağına. Bütün dikkatini topladı ve oynatmaya çalıştı. Sanki bir an için, bir milim kadar kıpırdadı işaret parmağı. Biraz daha zorladı. Evet, işaret parmağı hareket edebiliyordu. Biraz daha itti işaret parmağını. Ve işte oluyordu, kadının parmağına dokunmak üzereydi.

Birden genç kadına dokunduğunu hissetti ve bütün vücudu elektrikle çarpılmış gibi sarsıldı. İnanılmaz güçlü bir ışık belirdi gözlerinin önünde. Sonra dipsiz, sonsuz bir karanlık kuyuya düşüyormuş gibi hissetti. Düştükçe düştü, düştükçe her türden duyguyu hisseder oldu. Bir sürü görüntü geçti gözünden. Onlarca yıldır düşüyormuş gibi hissetti kendini. Duyduğu hisler, duygular, görüntüler, sesler, kokular, tatlar… Sonra birden her şey kararıverdi.

***

Çok farklı duygu ve düşüncelerle uyandı bu sefer. Gözlerini açtı, etrafa baktı. Kimseler yoktu. Ne olduğunu anlayamıyordu ama bir gariplik hissediyordu. Kafasında resimler, düşünceler, duygular, kokular, tatlar, acılar uçuşup duruyordu. Sonra yavaş yavaş duruldu bu keşmekeş. Her şey yerli yerine oturmaya başladı. Birden bir şeyler anımsamaya başladı. Ama bu anılar onun değildi sanki. Kabul etmek istemiyordu ama her hatırladığı anı, her hatıra, her duygu, her düşünce aynı noktaya çıkıyordu. Bu hatırladıkları, bu düşündükleri ve hissettikleri… Bunlar onun değildi. Bunlar genç kadının hatırları, duyguları ve düşünceleriydi. Hem de belki de genç kadının hatırladığından ve hissettiğinden daha nettiler.

Birden kapı aralandı. İçeriye usulca yaşlı kadın girdi. Yaşlı kadınla ilgili kafasında bir sürü düşünce ve duygu belirdi. Dün bunların hiçbirini hissetmiyordu. Yaşlı kadınla ilgili bir sürü hatıra canlandı hafızasında. Ama eğer bu yaşlı kadın annesiyse, bu hatıralar ona ait olamazdı. Korktu. Hem de çok korktu. O kadar çok korktu ki, bir çocuğun annesine sarılma içgüdüsüyle annesinin kollarına atılmaya çalıştı. Ama tek yapabildiği yatağın yanına gelip ellerini eline doğru uzatan annesine parmak ucuyla dokunabilmek oldu.

Birden bir şimşek çaktı. Elektrik şokuyla sarsıldı yine vücudu. Yine göz kamaştıran bir aydınlık ve yine o dipsiz kuyu. Bu sefer çok daha uzun sürdü düşüşü ve gördüğü resimler. Çok daha fazla şey hissetti, duydu. Kokular ve tatlar çok daha çeşitliydi. Bu sefer kuyunun dibinde karanlık yoktu. Bayılmamıştı. Annesinin çığlıklarını duydu. Sonra gelen hemşireyi ve doktoru gördü. Annesi olanları görmüş, anlamış mıydı? Neler oluyordu? Doktor elini uzattı. İyice yaklaştırdı ve dokunmasını istedi. Bu kesinlikle yapmak istemediği bir şeydi. Ama bilinçsizce uzandı parmağı ve doktorun parmağına dokundu. Sonra yeniden bir şimşek çaktı…

***

Mucizevî komadan çıkışının üstünden bir ay geçmişti. Artık tüm vücudunu hareket ettirebiliyordu. Yakında yürüme çalışmalarına başlayacaklardı. Ancak halen konuşamıyordu. Bazı sesleri çıkartmaya başlamıştı. Doktor konuşmasının biraz daha zaman alabileceğini söylemişti. Ama birkaç aya kalmaz hem ayağa kalkar hem de konuşur demişti.

Komadan çıktıktan sonra yaşadığı gariplikler önce çok korkuttu onu. Yanına gelen insanların meraklarını, coşkularını, heyecanlarını, kuşkularını, korkularını, sıkıntılarını, gerginliklerini, her şeyi hissediyordu.

Bir şey oluyor ve sonra aniden kafasında çok farklı anılar canlanıyor, farklı farklı hislere ve duygulara kapılıyordu. Kafasında görüntüler, sesler, tatlar, kokular uçuşup duruyordu. Sonra arkadaş ve akrabalarından ziyaretçiler gelip, onlarla görüştükten sonra bulmacanın parçaları yerine oturmaya başladı. Kendisini tanıyan birçok insanın anılarında kendini görmüştü. Onların kendiyle ilgili neler hissettiğini, birlikte neler yaşadıklarını gördü.

Sonra neler olduğunu ve nasıl olduğunu yavaş yavaş anlamaya başladı. Anladıkça da yaşadıklarını kontrol edebilmeye başladı.

Yaşadığı kaza onun tüm hayatını elinden almıştı. Anıları, geçmişi, kimliği, kişiliği… Her şeyi geride kalmıştı. Ama bu kaza ona bir de hediye vermişti. Dokuduğu herkesin ruhunu kopyalıyordu. Başkası ona dokunduğunda hiçbir şey olmuyordu. Ama o başkasına dokunduğunda tüm anıları, duyguları, bildikleri, düşünceleri, düşünme biçimi, alışkanlıkları, güçlü ve zayıf yanlarının tamamını kopyalıyordu. Neyi alıp neyi almayacağını kontrol edemiyordu. Ama yavaş yavaş bu inanılmaz birikimi kontrol etmeyi öğrenmişti. Bir durum karşısında o ana kadar kopyaladığı tutumlardan hangisini sergileyeceğini seçebiliyordu. Hatta bazı noktalarda sentezleme de yapabildiğini fark etti.

Ama anılar… Anılar onu çok yoruyordu. Otuz beş yıllık hayatında binlerce yıl yaşanmış anı vardı. Acaba bu kazanın getirdiği bir mucizemiydi yoksa bir lanet mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder